Haber: Melis YILDIRIM – Kamera: Cemal Berk AYTEKİN
(ANKARA) – Belçika Kraliçesi Mathilde, 450 kişilik bir heyetle 14 yılın ardından Türkiye’yi ziyaret edecek. Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde ziyarete ilişkin, “Bu Ekonomik Misyon, Türkiye’ye, Türk ekonomisine duyulan güvenin bir göstergesidir. Aynı zamanda karşılaştığımız zorlukların üstesinden birlikte gelmek istediğimizin de bir göstergesidir” dedi. Van de Velde, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecine ilişkin, “Tarihsel nedenlerle Türkiye şu anda AB üyesi değil, Türkiye aday ülkedir. Bu adaylık statüsünü güçlü biçimde destekliyoruz. Bir gün bunun AB üyeliğiyle sonuçlanmasını umuyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Belçika Kraliçesi Mathilde’nin liderliğinde geniş katılımlı Belçika Ekonomik Misyonu, 10-14 Mayıs’ta Türkiye’yi ziyaret edecek. Belçika Kralı Philippe’in Veliaht Prens olduğu dönemde, 15-19 Ekim 2012 tarihlerinde Türkiye’ye ziyaretinin ardından bu seviyede yapılacak ilk olma özelliğini taşıyan ziyaret için hazırlıklar devam ediyor. Misyon’un dört gün boyunca Ankara ve İstanbul’da çeşitli temaslarda bulunması bekleniyor.
“Amaç, ticari ilişkilerimizi artırmak ve derinleştirmek”
Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde ziyaret, Türkiye-Belçika ilişkileri ve Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Van de Velde, Belçika’dan Türkiye’ye çeşitli ziyaretlerin yapıldığını belirterek, “Ancak iş insanlarından oluşan büyük bir ekonomik ve ticari heyetle 14 yıl sonra ilk kez geliyoruz. Majesteleri Kraliçe, 450 kişiden ve 200’den fazla şirketten oluşan bu büyük heyete başkanlık edecek. Amaç, ticari ilişkilerimizi artırmak ve derinleştirmektir” ifadelerini kullandı.
İki ülke arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğunu vurgulayan, ilişkilerdeki potansiyelin ancak harekete geçildiğinde, azami çaba gösterildiğinde anlaşılacağını dile getiren Van de Velde, “Bu Ekonomik Misyon ile biz de tam olarak bunu yapıyoruz. Belçika ve Türkiye arasındaki ilişkiler oldukça iyi. Birçok nedenle Türkiye’nin AB içindeki en yakın ortaklarından biriyiz. Ticari açıdan, iki yönlü olarak mal ve hizmetleri kapsayan 13 milyar Euro’luk bir ticaret hacmimiz var; bu oldukça yüksek. Türkiye’de dünya genelinde sekizinci sırada yer alan yatırımcıyız. Oldukça küçük bir ülke olarak sekizinci sırada bulunmak çok güçlü bir göstergedir. İnsani boyutunda ise Belçika’da 300 binden fazla Türk vatandaşı bulunmakta ve bunlar aynı zamanda Belçika vatandaşı” dedi.
“Türkiye, Gümrük Birliği’nden bu yana ve hatta öncesinden itibaren Avrupa pazarının bir parçası”
Van de Velde, Türkiye ile Osmanlı’ya dek uzanan köklü ilişkilerin olduğunu ve Cumhuriyet kurulduğunda, Ankara başkent olduğunda Büyükelçilik açan ilk ülkelerden biri olduklarını söyledi. “Ezeli ve güçlü ilişkilere sahibiz. Türkiye, Gümrük Birliği’nden bu yana ve hatta daha öncesinden itibaren Avrupa ekonomisinin ve Avrupa pazarının bir parçasıdır. Başlıca ortaklardan biriyiz, ancak potansiyel kesinlikle daha iyi olabilir” diye konuşan Van de Velde, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birbirimize ihtiyacımız var. Dünya değişiyor. Büyük blokların olduğu bir dünya, ekonomik ve demografik devlerin olduğu bir dünya. 450 milyon nüfusu olan AB bile Türk halkının gücü, dinamizmi ve dayanıklılığına, ekonomisine ve jeostratejik konumu olmadan var olamaz. Avrupa ile Türkiye arasında zaman zaman görüş farklılıkları biliyorum. Belçika, ilişkilerin yakın seyretmesi için çabalayan ülkelerden biri olmuştur. Bu ekonomik misyon Türkiye’ye, Türk ekonomisine duyulan güvenin bir göstergesidir. Aynı zamanda karşılaştığımız zorlukların üstesinden birlikte gelmek istediğimizin de bir göstergesidir.”
“Yapmamız gereken çok şey var, bunlardan biri de Gümrük Birliği’nin modernizasyonu”
Türkiye’nin Avrupa ekonomisinin ayrılmaz bir parçası olduğu perspektifi, Türkiye AB’ye üye olmasa bile geçerliliğini koruyup koruyamayacağı sorusu üzerine Büyükelçi Van de Velde, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ya da Made in Europe girişiminin dışında kalınması gibi konuların önemli olduğunu söyledi. Temelde, ekonomik ve tarihi açıdan Türkiye’nin Avrupa ekonomisi olduğuna dikkat çeken Van de Velde, “Hem eskiden hem de yakın geçmişte Türkiye bir Avrupa ekonomisidir. Türk ekonomisinin katma değerinin yüzde 60’tan fazlası Avrupa pazarına bağlıdır; bu, başka bir pazara bağımlı olduğunuz anlamına gelmez, sadece o pazarın bir parçası olduğunuzun göstergesidir” diye konuştu. Van de Velde, şunları kaydetti:
“Tarihsel nedenlerle Türkiye şu anda AB üyesi değil. Türkiye aday ülkedir. Bu adaylık statüsünü güçlü biçimde destekliyoruz. Bir gün bunun AB üyeliğiyle sonuçlanmasını umuyoruz. Bu arada, yapabileceğimiz ve bir gün birlikte olacağımızdan emin olmak için yapmamız gereken çok şey var. Bunlardan biri de geç kalınan Gümrük Birliği’nin modernizasyonudur. Aday ülke olarak AB içinde bu modernizasyonun koşullarını oluşturmak için çalışıyoruz. Made in Europe girişimi konusunda Ankara’da Avrupa diplomatı olarak kapsamlı şekilde bilgilendirildik. Türkiye’nin endişelerini anlıyoruz. Bu şu an için bir girişim, henüz AB’nin düzenlemesi değil. Komisyon tarafından hazırlanmakta olan bir taslaktır. Doğru yönde ilerliyor gibi görünüyor, ancak bunun Türkiye’nin de yararına olmasını ve düzenlemenin asıl amacına da hizmet etmesini sağlamak için birlikte çalışacağız.”
“Gerekli adımların atılması, liyakat esaslı ilerleme ve diğer süreçler gerekli”
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki bu kıta Rusya, Türkiye veya Çin’in etkisi altına girmesin” ifadeleri hatırlatılarak, “İlişkilerdeki mevcut durumu tanımlamak için en doğru ifade ne olur” sorusuna Van de Velde, “Diğer tüm ülkeler gibi gerekli adımların atılması, liyakat esaslı ilerleme ve diğer süreçler gereklidir. Ancak Türkiye’nin aday olmasından ve AB’ye katılım isteğinden çok memnunuz. Bir üye devlet olarak, diğer üye devletlerin ya da kurumların, Komisyon veya Avrupa Parlamentosu Başkanı’nın söyledikleri konusunda yorum yapmayız” yanıtını verdi.
“Şu an yapmak istediğimiz, her iki tarafa yarar sağlayacak alanlarda çalışmak”
Van de Velde, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlüklerin durumuna ilişkin bir soru üzerine, bu konuda yorum yapmasının kendi görevi olmadığını belirtti. Van de Velde, şunları kaydetti:
“Bu değerlendirilen bir şey, siyasi koşullara özel bir başlık var ve biz buna Kopenhag Kriterleri diyoruz, hepsi bunun bir parçası. Bizim şu an yapmak istediğimiz, her iki tarafa yarar sağlayacak alanlarda çalışmaktır. İki tarafa fayda sağlayan şey, daha derin ekonomik ilişkilerdir. Bu, birlikte çalışarak elde edilen ve teoride kalmayan bir şeydir. Ekonomik ilişkiler derken, şirketlerden, insanlardan, yatırımlardan, ürün alışverişinden, birbirimizi tanımaktan, ülkelerimizde yatırım yapmaktan bahsediyoruz. Bu arada, Belçika’da birçok Türk yatırımı var. İşte bu, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve pek çok konuda birbirimizin ilerlemesine yardımcı oluyor. Biz bu konuya böyle yaklaşıyoruz.
Diplomatların amacı, birbirimize yaklaşmamız için gerekli koşulları oluşturmaktır. Avrupa ile Türkiye, Belçika ile Türkiye söz konusu olduğunda, NATO içinde, Avrupa Konseyi içinde, Gümrük Birliği içinde ve adaylık çerçevesinde eski ve yakın dostlardan bahsediyoruz. Türkiye, Belçika’nın Avrupa dışındaki en yakın ortaklardan biridir. Türkiye, AB dışındaki ticari ortaklar arasında Birleşik Krallık, ABD ve Çin’den sonra dördüncü sırada yer alıyor. Vize verilmesi hususunda, dünya genelinde Çin’den sonra ikinci sıradadır. Bu da ne kadar yakın olduğumuzu açıkça göstermektedir.
“Geçmişe takılmamalı, kaçırılmış fırsatlara odaklanmamalıyız”
Birbirimizi Avrupalı kardeşler ve dostlar olarak görmeliyiz. Geçmişe takılmamalı, kaçırılmış fırsatlara odaklanmamalıyız. Gelecek bizim elimizdedir. Ankara’daki bir Büyükelçi olarak böyle bir misyona sahip olmak benim için bir hayal. Çünkü aslında yaptığınız şey, geleceği inşa etmek için kilometre taşları koymaktır. Bizim istediğimiz, Avrupa ile Türkiye’nin birlikte olmasıdır, Belçika ile Türkiye’nin birlikte olmasıdır. Çünkü ancak birlikte refah sağlayabilir, istikrarı koruyabilir, demokrasiler olabilir ve değerlerimizle, yaşam tarzımızla dünya karşısında varlığımızı sürdürebiliriz. Birlikte inşa etmeye çalıştığımız şey işte budur. Dünyanın geri kalanı bunu örnek alabilir. Bize katılabilir, bizimle ticaret yapabilir, bizimle alışverişte bulunabilirler. Ancak bence Avrupa ve Türkiye örneği, Belçika’nın Avrupalı dostlarıyla ve Türkiye’nin de Avrupalı bir dost olarak yer aldığı örnek, gelecekte dünyanın geri kalanı için inşa etmek istediğimiz bir örnektir.”
“Gelin, bardağın yüzde 75 dolu olduğuna bakalım”
Önyargılara, kaçırılmış fırsatlara ve hatalara, yanlış anlaşılmalara takılınıp kalınmaması gerektiğinin altını çizen Büyükelçi Van de Velde, “Gelin, bardağın yarısının dolu olup olmadığına değil, yüzde 75 dolu olduğuna bakalım. Bunun üzerine inşa edelim. Birlikte nasıl bir gelecek istiyoruz? Birlikte ne istiyoruz? Gelecek, bizim birlikte neye karar verdiğimizdir, ona nasıl baktığımızla ilgilidir” dedi.
Türkiye’nin Avrupa kıtasına ait olduğunu düşündüğünü söylediğinde Türkiye’nin zengin kimliğinde başka birçok etkinin olmadığını kastetmediğini ifade eden Van de Velde, “Bu, geleceği birlikte inşa etmek, birlikte hareket etmek istediğimiz anlamına geliyor. Şimdiki ve gelecek nesil bunu yapabilir. Eğer bunu istiyorsanız, dünyanın geri kalanı için örnek olacağız. Avrupa’da olduğu gibi, aramızda birçok savaş, hatta dünya savaşları yaşadıktan sonra, bir noktada büyük bir değişim yaşandı; birbirimize farklı bir şekilde bakmaya ve birlikte hareket etmeye karar verdik” şeklinde konuştu.
“Neden Türkiye’de bir Avrupa Koleji olmasın”
Van de Velde, 1948’de, Dünya Savaşlarının ardından kurulan Avrupa Koleji’nde, 1990’lı yıllarda okuduğunu belirterek, o dönemde Avrupa’ya ait bir üniversite fikrinin gerekli görüldüğünü söyledi. Van de Velde, sözlerini şöyle tamamladı:
“O dönemde Avrupa Koleji’nde Türkiye’den birçok öğrenci vardı. Bugün ise daha da fazla. Bunun düşünmemiz gereken yol olduğuna inanıyorum: bunu istemeliyiz, birlikte kurumlar, eğitim kurumları oluşturmalıyız. Neden Türkiye’de bir Avrupa Koleji olmasın? Ya da burada Ankara’da bir Avrupa üniversitesi ya da bir Avrupa okulu neden kurulmasın? Birçok alanda fonlar mevcut. Horizon fonları var, Erasmus fonları var. Bunu inşa etmeye karar verebiliriz. Büyük düşünmeliyiz. Bazen günümüzde yeterince büyük düşünmediğimize inanıyorum.
Benden daha genç olanlara bir mesajım olacaksa, büyük düşünün. Gelecek dünya, şu anda yaşadığınız dünya değildir; onun ne olacağı, sizin onunla ne yapacağınıza bağlıdır. Eğitimde, araştırmada, iş dünyasında, şu anda bu ekonomik misyon ile yaptığımız gibi, lütfen bunu gerçekleştirin. Eğer Ankara’da, İstanbul’da ya da ülkenin başka bir yerinde, okul kurma, fon bulma ya da Avrupa-Türkiye ortaklığına dayalı bir şey yapma yeteneği hisseden biri varsa, yapılacak en iyi ilk yatırım, Türkiye’nin büyük şehirlerinde iyi bir Avrupa-Türkiye okulu kurmak olacaktır.”




