(ANKARA) – CHP Ankara İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “2026 Türkiye’sinde Kadın Yoksulluğu – Sistematik Yoksullaştırma Serisi’nin 1. Buluşması”nda konuşan CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, “Kadınların eşit işe eşit ücret aldığı, kayıt dışı çalışmadığı, nitelikli işlerde çalıştığı ve kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği bir düzen kuracağız. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme yapılacak ve böylece refah, eşitlik ve sürdürülebilir bir kalkınma teminat altına alınacak” dedi.
CHP Ankara İl Başkanlığı, “2026 Türkiye’sinde Kadın Yoksulluğu – Sistematik Yoksullaştırma Serisi’nin 1. Buluşması” düzenledi. Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen programın açılışında konuşan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın eşi Nursen Yavaş, kadın yoksulluğunda yalnızca gelir düzeyinin değil fırsatlara erişiminin de konuşulması gerektiğini belirterek, yoksulluğun özellikle kadınları etkilediğini söyledi. Bakım yükü, güvencesiz çalışma ve eğitime erişimde eşitsizliğin kadın yoksulluğunu derinleştirdiğini ifade eden Yavaş, şunları kaydetti:
“Ama bu tablo değişebilir. Kadınların istihdama katılımı arttığında yalnızca kadınlar değil toplumun tamamı güçleniyor. Yoksulluk azalıyor. Çocukların eğitim ve sağlık göstergeleri iyileşiyor. Yani mesele sadece kadın meselesi değil toplum meselesi. Bu anlayışla Ankara genelinde kadın kooperatiflerimizi de güçlendirmeye devam ediyoruz. 2019’dan bu yana kadınların üretimde daha güçlü yer alabilmesi için Ankara Büyükşehir Belediye’miz kooperatifleri destekledi, eğitimler sağladı, ürünlerini görünür kılacak alanlar oluşturdu. Böylece binlerce kadının istihdama katılmasına katkı sağladı. Biz şuna inanıyoruz. Yoksulluk kader değil ve bunun çözümü de mümkün. Bir kadının hayatı değiştiğinde toplum değişir. Biz buna inanıyoruz.”
“Mücadelemizi daha üst bir seviyeye çıkaracağız”
CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol ise parti olarak kadınların mücadelesinin yanında olduklarını belirterek, “Bugün kadının yoksulluğunu tartıştığımız için bunun bir tarafında da mutlaka toplumsal cinsiyet eşitliği konusu konuşulacak. İki kıymetli konuyu katılımcılar, akademisyen arkadaşlarımız, siyasetten gelen yol arkadaşlarımız kuşkusuz değerlendirecekler. Biz de onların deneyimlerinin birikimlerinin ve bize yansıtacaklarının ışığında mücadelemizi daha üst bir seviyeye çıkaracağız diye düşünüyorum. Bugünkü toplantının bu duygularla hem Ankara’ya hem Türkiye’ye olumlu sonuçlar vermesini diliyorum” dedi.
CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka ise dünyada yoksulların yüzde 70’ini kadınların oluşturduğunu, Türkiye’de ise en yoksul kesimde yaşlı kadınların yer aldığını söyledi. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre her iki kadından birinin iş gücüne katılamadığını, çalışan kadınların ise aynı anda ev işleriyle uğraşmak zorunda kaldığını belirten Nazlıaka, “Yaşlı bakıma, engelli bakıma, çocuk bakıma bunların her biri kadınların üzerinde. Bugün dünyada ücretsiz bakım emeğinin yüzde 76,3’ünü kadınlar veriyor. Sağlık sektöründe bakım işinde çalışan kadın oranı yüzde 70’lerde. Ve dünyada her gün kadınlar 12,5 milyar saat bakım işi yapıyor. Buna ekonomik bir veriye vurduğunuzda 10,8 trilyon dolar ediyor. Evde yaptıkları işlerin karşılığını asgari ücretten değerleyecek olsak o takdirde bakım emeğinin değeri dünyadaki teknoloji endüstrisinin finansal değerinin 3 katına ulaşıyor” dedi.
“Biz bu düzeni değiştireceğiz”
Ev işlerini yapan kadınların bunun karşılığını göremediğini belirten Nazlıaka, şöyle konuştu:
“Bu orantısız yük hiç şüphesiz hem zaman yoksulluğuna hem tükenmişlik sendromuna neden oluyor. Yani kadınlar her şeye yetişmeye çalışıyor. Oraya koş, buraya koş ve bu bir süre sonra kadınlarda depresyona neden oluyor. Mesela Türkiye’de kadınlarda kortizol oranı çok düşük. Oysaki kortizol hormonu biliyorsunuz bağışıklığı güçlendiren bir hormon. Ama kortizol oranı düşük olduğu zaman bu uyku bozukluklarına neden oluyor, depresyona neden oluyor, birtakım hastalıkları kucak açmaya altyapı sağlayabiliyor, başta kalp hastalıkları olmak üzere. Çünkü kadınlar her yere yetişmeye çalışınca ister istemez o baskı kadınların psikolojisini de etkiliyor, hormonel yapısını da etkiliyor. Tabi gene bu orantısız yük kadınlardaki ücret farkının da sebeplerinden birisi. Dünya Ekonomik Forumu’nun bir araştırması var. Diyor ki Türkiye’de aynı işi yapan kadınla erkeğin aynı ücreti alması için biraz daha zamana ihtiyaç var. Ne kadar, kaç yıl ihtiyaç olabilir tahmin edin. 148 yıla ihtiyaç var, tam 148 yıla. Yani 148 yıl sabredersek olacak. Tabi ki böyle olmayacak biz bu düzeni değiştireceğiz hep birlikte arkadaşlar. Tabi yoksulluğu besleyen sebeplerden birisi de eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri.
Kız çocukların eğitime erişimi Türkiye’de kısıtlı. Özellikle 4 + 4 + 4 sistemine geçtikten sonra bu biliyorsunuz daha da zorlaştı. Çünkü bu sistem hem çocuk işçiliğinin hem erken yaşta zorla evliliklerinin önünü açtı. Öyle ki TÜİK bile diyor ki son 5 yıl içerisinde 57 bin 618 kız çocuğu erken yaşta evlendirildi. Şimdi TÜİK böyle diyorsa siz artık bu gerçek rakımın ne olduğunu tahmin edin. Çünkü bir kısmı gerçekten kayıtları yansımıyor ama bu 57 bin 618 kız çocuğu dediğimizde aslında biz bir rakamdan bir istatistikten değil sönen hayallerden ve tamamlanmayan çocukluklardan bahsediyoruz. O yüzden çocuklarımızın çocukluğunu yaşayabildiği, çocuk yaşta daha kendi bedenini tanıyamadan başka bedene can vermediği bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Çünkü erken yaşta zorla evlendirilen kız çocukları aynı zamanda erken yaşta da anne oluyorlar. İşte bu da bizim mücadele etmemiz gereken bir alan. Ve tabii laiklik mevzusu eğitim konusunda. Laiklik dediğimiz şey arkadaşlar ekmek gibi, su gibi, hava gibi lazım. Çünkü laiklik demek eşitlik demek, özgürlük demek, adalet demek. Yani kısacası laiklik demek nefes almak demek. Ama her geçen gün tarikatları ve cemaatleri birer sivil toplum örgütü olarak tarifleyen bir, dini eğitim bakanı sayesinde her geçen gün laik, çağdaş, parasız ve karma eğitimden uzaklaşıyoruz. Bunun altyapıları oluşturuldu. Şimdi taşlar tek tek örülüyor.
Mesela gene TÜİK diyor ki Türkiye’de orta ve üst düzeydeki kadın oranı yüzde 20.7’lerde. Şimdi bakıyorsunuz mesela akademide araştırma görevlisi oranında kadın oranı yüzde 51’e yüzde 49 avantajıyken bu rektör ve dekanlara çıktığınızda yüzde 6’lara yüzde 7’lere düşüyor. Hatta vakıf üniversiteleriyle birlikte öyle vakıf üniversiteleri dahil etmezseniz yüzde 3’lerde kalıyor. O yüzden diyoruz ki işte Türkiye’de kadınların görünmez bir tavana çarptığı gerçeklik vardır. Ve o yüzden camtavan sendromu nedeniyle kadınlar karar mekanizmalarında yeterince temsil edilemiyorlar.
“Hem sosyal destekleri arttıracağız hem de bakım hizmetlerini kamusallaştıracağız”
Peki son olarak bu adaletsizlikleri, bu eşitsizlikleri konuştuk, tespitlerimizi yaptık. Peki Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak? 2 Mart’ta Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimizin bu yöndeki vaatlerini Ankara’da genel merkezimizde gerçekleştirecek olan bir etkinlikle, kamuoyuyla paylaşacak. Ama daha öncesinden parti programımızda da yansımış olan boyutuyla şunu sizlerle paylaşmak isterim. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak eşitliğin olduğu bir Türkiye kurmakta kararlıyız. İşte o yüzden de diyoruz ki mor, yeşil ve kamucu bir dönüşüm başlatacağız. Mor dönüşümle kastettiğimiz kadınların üzerindeki bakım yükünü kamusal alana taşımak, bakım emeğinin daha erişilebilir olmasını sağlamak, evde bakım yapan kadınların ya da evde bakım yapan kişi her kimse sigortalanmasını, emeklilik hakkına sahip olmasını, bir güvencesinin olmasını teminat altına almak, aynı zamanda bugün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı uhdesinde olan bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin hem niteliğinin hem niceliğinin artmasını sağlamak. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler gerçekten de bu konuda çok önemli çalışmalar yapıyorlar. Yani durmadan kreş açıyorlar, yaşlı evleri, engelli merkezleri, mola merkezleri, huzur evleri, işte otizm merkezleri, alzheimer merkezleri gibi kadınların omuzundaki yükü kamusal alana taşıyacak çok önemli çalışmaları imza atıyorlar. Ama biz iktidara geldiğimizde merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin eş güdümlü çalıştığı bir düzen içerisinde bunları yaygınlaştıracağız. Örneğin hiçbir çocuk kreşsiz kalmayacak. Çünkü bugün biliyoruz ki kreşe giden her çocuğun bir dolarlık yapılan yatıranın karşılığı 11 dolar olarak geri dönüyor. Yani buna sadece ekonomik veri olarak bakmıyoruz. Çocuğun hayatına kattığı değer ve çocuğun gelişimi açısından da değerlendiriyoruz. Dolayısıyla mor dönüşümle aslında hem sosyal destekleri arttıracağız hem de diğer taraftan bakım hizmetlerini kamusallaştıracağız.
“Eşit, adil, herkesin güven içinde yaşadığı bir düzen kurmak için geliyoruz”
Yeşil dönüşüm ise kırsal kalkınmayla tetiklenecek. Yani kırsalda yaşayan kadınların hem temiz suya erişimi, yenilebilir enerji sayesinde hayat standardını yükselmesi, yeni ekonomik bir takım kazançlar elde edebilmesinin önünün açılması, az önce bahsedildiği gibi kadın kooperatifçiliğinin yaygınlaştırılması, kooperatifler içerisindeki kadın temsilinin artması gibi birçok konu gene bu vesileyle kadınların hayatına dokunacak, uygulanacak olan teşviklerle birlikte, kırsaldaki kadın da daha güçlenecek ve herkes doğduğu yerde doyacak. Çünkü çevremize sahip çıkacağız. Yani bugün Yeşilyol’da, İkizdere’de, Cerattepe’de birçok yerde olduğu gibi kadınlar çevreyi korumak için mücadele etmek durumunda kalmayacak. Çevreyi biz koruyacağız. İktidar anlayışıyla devlet koruyor olacak zaten.
Ve tabii kadın istihdamını arttıracağız. Burada özellikle Ankara Büyükşehir Belediyemize de teşekkür etmek istiyorum. Çünkü cinsiyet kalıplarını kıran bir anlayışla kadın itfaiyeciler, kadın otobüs şoförleri, kadın zabıtalar istihdam ediyorlar. Biz kadınların her işi yapabileceğini savunuyoruz. O yüzden kadınların eşit işe eşit ücret aldığı, kayıt dışı çalışmadığı, nitelikli işlerde, nitelikliden kastettiğim yüksek gelir sahibi olabileceği işlerde çalıştığı ve kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği bir düzen kuracağız. Son olarak iş özel yaşam dengesini çok önemsiyoruz. İş özel yaşam dengesini kuracağız. Çünkü çocuk sahibi olmak anne ile babanın ortak sorumluluğu değil mi? Normal şartları altında. Ama öyle bakılmıyor ve politikalar da bunu tetikliyor. Yani diyor ki mesela 150 kadın ve üzerinde çalışan olduğunda kreş açılır. Neden? Yani o zaman işveren 149 kadını istihdam ediyor. 150’inciyi istihdam etmiyor kreş açma zorunlu olmasın diye. Oysa ki biz bunu 150 çalışan sayısı diye değiştireceğiz. Ve uygulayacağımız politikalarla aslında hem kadınlar hem demokrasimiz eşzamanlı olarak yükselecek. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme yapılacak ve böylece refah, eşitlik ve sürdürülebilir bir kalkınma teminat altına alınacak. Tabii bir de temel vatandaşlık geliri uygulamamız var ki bunu önümüzdeki günlerde daha detaylı olarak paylaşacağız sizlerle. Ama ezcümle arkadaşlar iktidara geliyoruz. Artık ilk seçimlerde hep birlikte bu ülkenin kaderini değiştireceğimizi hepimiz son derece iyi biliyoruz. Ve biz yoksulluğu yönetmek için değil yok etmek için geliyoruz. Eşit, adil, tok herkesin güven içinde yaşadığı bir düzen kurmak için geliyoruz.”




