“Bu büyük acıya sebep olan kişi de 14 yaşında, o da çocuk. Hakkında daha önce defalarca uyarılar yapıldığı ifade ediliyor. Gerekli tedbirlerin alınması ve psikolojik destek sağlanması yönünde de bir çaba var aslında. Fakat bütün bunlara rağmen gerekli adımlar atılmadığı için, konu yeterince takip edilmediği için bu olayın gerçekleştiği anlaşıldı. Baktığımızda, gerçekten arka arkaya bir ihmaller zincirinden burada bahsediyoruz; uyarı mekanizmaları işlememiş, risk sinyalleri yeterince ciddiye alınmamış, erken müdahale kanalları çalışmamış. Ortada gerçekten soruşturmanın detaylıca yapılmasını gerektiren bir durum var. Ve sorumluların, ihmal suçunu işleyenlerin, görevini gelince anında yerine getirmeyenlerin de mutlaka gerekli yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları lazım. Ülkeyi yönetenler sürekli ‘beka beka’ diyip duruyor ya asıl Türkiye’nin beka meselesi Çocuklarımızdır, gençlerimizdir, eğitim sistemimizdir.”
“Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin yürüttüğü siyaset bir korku siyasetidir”
Babacan, 2025 yılında Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye’nin 147 ülke arasında 94’üncü sırada olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Ülkeyi yönetenlere sesleniyorum buradan, ‘siz bunun farkında mısınız ya? Bu bu ülkeyi ne hale getirdiniz mi farkında mısınız?’ Pure Research Center’ın 2025 araştırması bakın bu da çok çarpıcıdır. 25 ülke içerisinde insanlara soruyorlar, soru çok basit diyorlar ki, ‘insanlara güvenir misiniz?’ Türkiye 25’inci sırada, dipte. Şu toplumu getirdikleri hale bakın. Siz ülkeyi yönetenler olarak her gün ‘nefret’ konuşursanız, her gün ‘düşmanlık’ pompalarsanız sadece koltuğunuzu korumak için içeride ya da dışarıda sürekli ‘düşman var’ diye milleti korkutursanız işte toplum bu hale gelir yazıktır, günahtır. Türkiye’de kullanılan antidepresan ilacının istatistiklerine göre, geçen yıl 71 milyon kutu antidepresan tüketilmiş. Bundan 10 sene önce rakam sadece 37 milyon olmuş. 10 senede neredeyse ikiye katlanmış antidepresan ilaç kullanımı.
Acilen kapsamlı bir çalışma başlatılmalı. En başta yapılması gereken siyasetin dilinin değiştirilmesidir. Dünyada kabaca iki türlü siyaset yapılır, biri umut siyasetidir ilerleme siyasetidir. Biri de korku siyasetidir. Umut siyaseti yapan iktidarlar çözüm üretir, başarı üretir. Derler ki: ‘Yarınlar bugünlerden daha güzel olacak. Bak ben başardım bana destek ver daha iyisini yapayım’ der. AK Parti 2013’e kadar umut siyasetini yaptı. Ama ikinci tür siyaset nedir? Korku siyaseti. İşte şu anda Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin yürüttüğü siyaset bir korku siyasetidir. Daha kötüsüyle korkutarak iktidar iktidarda kalmanın çabasıdır. Bunun değişmesi gerekiyor, siyasetin dili değişmeden ülkeyi yöneten iktidar üslubunu, tarzını, tavrını değiştirmeden sırf koltuğunu korumak için sürekli bu topluma kutuplaştırma pompalarken Türkiye’nin rahatlaması mümkün olmayacaktır. Adalet ve fırsat eşitliğinin Türkiye’de her alanda sağlanması gerekiyor. Hukuka dayanan bir yönetim anlayışı olmazsa olmaz, keyfinin olduğu bir ülkede ahlaksızlık büyür. Keyfinin olduğu bir ülkede fakirlik, yoksulluk çoğalır. Uyuşturucuymuş, sanal kumarmış, bahismiş, çete, mafya… Bunlarla tam mücadele etmek lazım.”
“Kültür konusu Türkiye’de sahipsiz”
Türkiye’nin “kültür politikasına” ihtiyacı olduğunu söyleyen Babacan, “Defalarca söyledik, ‘Turizm Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı yan yana olmaz, Kültür Bakanlığı’nı ayırmanız lazım’ diye. Turizmle kültürü yan yana koyduğunuzda turizmde para var, rant var. Turizm Bakanlığı’nın imar yetkisi var. Gerektiğinde imar değişikliği yapıyor, oralar bu bakanlığı meşgul ediyor, kafalar oralarda ve kültür konusu Türkiye’de sahipsiz. Müstakil bir Kültür Bakanlığı kurulup Türkiye’nin tam anlamıyla dört başı mamur bir kültür politikası oluşturmadıkça, bizim toplumumuzun ileriye doğru evrileceği noktadan gerçekten hep beraber kaygılanmak zorundayız” dedi.
Gündüz kuşağı programlarını ve dizileri eleştiren Babacan, şunları kaydetti:
“Gündüz kuşağı programları gerçekten her gün şiddet, kavga, ifşa, mahremiyet ihlalleri sürekli ekranlarda. Hangi kanalı açsanız benzer formatlar, programlar var. Aile içi sorunlar, çarpık ilişkiler ve reyting uğruna adeta gösteriye döndürülen ifşalar. Dizilere bakıyorsunuz, her dizide neredeyse çete, mafya var. Diyorum ya, bir kültür politikası olmayınca olmaz. Ve sonuçta ne oluyor? Toplumda ahlaki sınırlar bulanıklaşıyor. Toplumsal değerler aşınıyor. Yanlışla doğru arasındaki çizgi giderek siliniyor. Çocuklar, gençler işte bu içeriklerin içinde büyüyorlar. Her gün tekrar eden bu görüntüler zamanla sıradanlaşıyor, normalleşiyor, içselleştiriliyor ve ‘ne var ki bunda’ denilmeye başlandı. İşte bu yüzden diyoruz ki, medya sadece bir eğlence aracı değildir, medya güçlü bir toplumsal etkidir, bir kültür inşa edicidir. Eğer bu güç sorumsuzca kullanılırsa, toplumsal dokuya büyük zarar verir. Buradan tüm televizyon kanallarına ve en başta da iktidara açıkça çağrı yapıyorum: Yayıncılıkta etik ilkeleri güçlendirin. Denetim mekanizmalarını etkin ve tarafsız işletin.”
“Gerçekten olabilecek ne kadar yanlış varsa şu anda yapıyorlar”